7 Ocak 2013 Pazartesi

LEFKE’YE SEVGİLERLE


Naim PINAR
naimpinar@gmail.com

LEFKE’YE SEVGİLERLE



Kıbrıslı Türklere ne oldu? Sosyo-kültürel açıdan halkımızın günden güne yozlaşması, insani konulara karşı duyarsız kalması ve benmerkezci yaşama yönelmelerinin nedenleri nedir? Biz toplum olarak var mıyız? Uluslararası alanda kimliksiz (KKTC) veya çok kimlikli (Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiliz, TC ) var olmak bizleri kültürel değerlerimizden de mi uzaklaştırıyor? Kıbrıslı Türklerin toplumsal belleğinin bir deniz canlısıyla betimlenmesi doğru mudur? Bizleri belleksiz yapan nedir? Geçmişimizden bugünlere gelmemizi sağlayan yaşam pratiğimiz öğrenmemize engel mi? Değişen kuşakların renk harmonisiyle oynayanlar kimlerdir? Bizi tek renge zorlayan, tek tip yapan sadece sistem mi? Yoksa unuttuğumuz kültürel değerlerimize sarılmak hiç mi aklımıza gelmiyor. Lefkoşa Belediyesinde yaşananlara karşı toplumun göstermiş olduğu körlük aslında ülkemizin kuzeyindeki diğer toplumsal sorunlara (ekonomik, eğitimsel, siyasi) da gösterilmesi muhtemel duyarsızlığın işaretidir. Tüm bu sorunlara ışık tutması açısından doğup büyüdüğüm Lefke Kasabasından ve insanlarından bahsetmek istiyorum.
Lefke’de Bandabulya’nın altında dedemin kahvehanesine gitmeye başladığım yaşlardan itibaren Lefke’nin sosyal hayatına ve ülkenin sorunlarına dair tartışmaların yapıldığına hep şahit oldum. Arada bir dedemin sipariş aldığı kahveleri götürdüğüm civar esnafıyla şakalaşıp, nasihatler ve tepsideki kuruşlarla hep geri döndüm. Civar esnafından aklımda kalanlar; sinekleriyle devamlı savaşan kebapçı saffet dayı, methi Lefke’yi aşan Hasan Ustanın ahbabı tatlıcı Mithat Amca, dedemin kahvehanesine gitmek için her önünden geçtiğimde bana takılan Foto Numan, kibarlığı ve efendiliğiyle aklımda yer eden Eczacı Kemal Amca, her sipariş götürdüğümde büyüklerimin teşvikiyle gıdıkladığım marangoz Süleyman Amca, genellikle tarihlerine bakmadan satış yapan bakkal Nail Dayı, bandabulyanın altındaki Kooparatif ambarına bakan Ali Muhittin, bandabulyanın karşı sokağındaki dükkânında bizlere kuş lastiklerimiz (sapan) için meccani (ücretsiz) deri kesip bizleri avcılığa hazırlayan kunduracı Ali Dayı ve isimlerini buraya yazmakla sığdıramayacağım birçok kişi, yöresine, yurduna sahip çıkan iyi insanlar. O dönemlerde, kahvehanelerde politika, ekonomi, spor ve bölge insanının sorunları konuşulurdu.
Benim küçük gözlerimden belleğime sızan görüntü; bu insanların devamlı pozitif, üretken ve birbirine bağlılıklarıydı. Onlar, tek başlarına yaşamaktansa toplumla birlikte var olmaya özen gösteren yüreklerdi. Farklı siyasi düşünceleri olsa da birbirilerine saygıları ve sevgileri tamdı. Toplumun zararına olan her konuda hep birleşmeyi bilmişlerdir. İnsani değerleri hep korumuşlar, bizlere bunu örnek olarak vermişlerdi.  İlkokul öğretmenlerimizin gözetiminde yapılan tarım dersinde, bizlere ektirilen sebzelere gözümüz gibi bakar, her hafta isteyen kesip evine götürebilirdi. Çarşıda gördüğümüz öğretmenlerimiz “mesaileri” dışında, bizlere ödevleri yaptın mı diye sorardı. Namı değer Mazlum Arap’tan her çocuk korkardı; fakat bu korku fiziksel büyüklüğünden öte değildi, zira en az anne babalarımız kadar bizleri sevdiğinden şüphesi olan tek öğrencisini bulamazdınız. İnsani değerlere önem verirdi. Emekli olana değin toplumsal sorunlara duyarlı bireyleri yetiştirdi. Her zaman hem öğretmen hem de arkadaştı. Şimdi çocuklarımızın öğretmenlerinin adını bile bilmediğini gördüğümde inanamıyorum. Yine lise yıllarımda tanıştığım Şakir Öksüz hocam milli duyguları yüksek, duygusal bir insandı. Fakat bugün,  eminim ki ülkede yaşanan olaylara ve toplumun durumuna gözleri yaşla bakıyordur. Tanıdığım en hassas ruhlu insanlardan biridir. Hep öğrencilerini yurduna sahip, bölgesini seven, üretken birer birey olarak yetiştirmek gailesindeydi. İlkokuldan beri zor koşullarda, alt yapısı olmayan alanlarda bizlere sınırları aşmayı öğreten, içinde her saniye insan sevgisi barındıran Kubilay Öğütveren hocamız, hiçbir karşılık almadan ve hep özveriyle bizlere sporu sevdirdi. Lisede bizlere ders veren Mehmet Solkanat ve Ahmet Çoşkun gibi hem sporcu hem de öğretici olan değerli insanlar yıllarca temiz ruhlar yetiştirdiler. Her ikisi de, her zaman haksızlığa karşı mücadele edilmesi gerektiğini, bizlerle yanımızda mücadele ederek gösteren hocalarımızdı. Ayrıca bu hocalarımızın şimdilerde önemsizleştirilen beden eğitimi dersinde bizleri yazılı sınavlara tabi tuttuklarını söylemeden geçemeyeceğim.  Maalesef bugün çocuklarımızın çoğu kilo sorunlarıyla yaşamak zorunda kalıyor.
Bizim evin bulunduğu sokağın az aşağısında kalan emekli öğretmen Safter Amca’nın her gün beslediği onlarca kedisiyle birlikte yaşaması benim belleğimden silinmeyen karelerdir. Safter Amca, mahallenin hayvanlarını birer birey gibi görür, her gün kasaplardan aldığı sakatatlarla onları beslerdi. Onun da insani duyarlılığı tamdı. Çocukluğumda belleğime kazınan hiç unutamadığım diğer bir kare, yapıcı ustası Refet Usta ve yardımcısı Havva Abla’dır. Refet Usta ile birlikte çalışan bu emekçi sıva ustası Havva Abla’a, toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele veren birçok kuşak arkadaşıma ışık tutması açısından, benim gözümde ve tabi ki tüm Lefkelilerin gözünde en az Rosa Luksemburg kadar saygı duyulması gereken bir birey olmuştur.  Eğer birine Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde sembolik bir karanfil verilecekse, Ona Babil’in Asma Bahçeleri’ni vermeleri gerektiğini söylemek zorundayım. Kıbrıs’ın Kuzey’inde, kimsenin toplumsal cinsiyet eşitliğinden haberi olmadığı dönemlerdi; Havva Abla’nın çocuklarına bakmak için duvarları, nasır tutmuş elleriyle sıvadığı yıllar.  Biz mahalle çocuklarını, kendi evlatlarından ayırmazdı. Evinin yakınında kendi yaptığı taş fırından çıkardığı pilavunalarla bizleri mutlu ederdi. Onun bedeni de insani duygularla kaplıydı. Ben kelimesi yerine hep bizim için yaptım, yiyelim derdi, komşularına dağıtırdı.
Şimdilerde, LTB emekçileri 2012’nin son saniyelerine mağdur edilmiş, hakları verilmemiş bir şekilde girdi. Ben o gece çalıştığım için yanlarında olamadım. Ama sabaha yakın işten dönerken doğduğum yer olan Lefke’de geçen onca yıl boyunca hiçbir bireyin bu kadar duyarsız, vicdansız olmadığı belleğimden gözyaşlarımla birlikte süzüldü. Dereboyu’nda eylem yapıp haklarını arayan bu emekçi kardeşlerim; Açız! Çocuklarımıza bakamıyoruz! Derken, çöp yığınlarının yanında yemek yiyebilen, içkilerini yudumlayabilen insanları görünce yıkıldım. Ne oldu bizim kültürel değerlerimize? Ne oldu bizim İnsanlığımıza? Diye düşündüm. Benmerkezci yaşam bize nasıl hâkim oldu? Onca badire atlatmış, acı dolu günler geçirmiş bir toplum nasıl bu durumda olabilirdi? Toplumumuzun, insana dair duyguları; Aşk, sevgi ve birlikte yaşama mutluluğu neden uçup gitmişti? Aşk’a dair belleğimin en derin yerinde sakladığım kareyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Evden çıkıp aşağı mahalleye oynamaya her gittiğimde sol kolumun üzerinde kalan bir evin üzerinde, taş bir dairenin üzerinde “Hazım&Valentino” yazısının altında, kapılarının önünde iki yaşlı insanın el ele oturduğunu görürdüm. Bizimkilere sorduğumda severler birbirilerini onun için derlerdi. Yıllarca orada onları hep el ele muhabbet içinde görmüştüm. Ama yaşım büyüdü ve bu iki âşıktan birinin artık orda oturmadığını gördüm. Fakat geride kalan Hazım Amca yanındaki sandalye boşalsa da orda ölene kadar oturdu ve sonunda çok sevdiği eşinin yanına göçtü. Belleğimin derinliklerinde kalan bu fotoğraf her aklıma geldiğinde,  Aşk denilen duygu bu olsa diye düşünürüm.
Bugün, toplumun güvenliğinden sorumlu olan kolluk kuvvetlerimizin gün be gün gözden düştüğünü görüyoruz.  Toplumun adaletsizliğe karşı isyan ettiği hemen hemen her eylemde polisin bizim kültürel değerlerimizde yer almayan tavırlar sergilediği açıkça ortadadır. Peki ama neden Polis Müdürlerimizden duyarlı vatandaşların gösterdiği cesareti göremiyoruz? Emir-komuta zinciri çocuklarınızı vurun dese vururlar mı? Hiç zannetmiyorum. Yine belleğimin ardından gözümün önüne gelen fotoğrafı sizlerle paylaşayım; Lefke Polis Müdürü, Salahi Zabit’in çocukken bölge insanı tarafından sevilen saygı duyulan babacan bir insan olduğunu hatırlıyorum. Diğer polis memurları da bölge insanı tarafından saygı duyulan güvenilen insanlardı. Ben ve üç dört densiz daha yeni açılan Lefke Kütüphanesinin camlarını kırdığımızda,  bizlere bunun yanlış olduğunu söyleyen o beyaz saçlı sevecen kumandanın üzerindeki ihtişamlı üniformaya hayran kalmıştık. Hepimizin tüm çocukluğumuz boyunca gelecek mesleğimizin polislik olduğunu söylememize vesile olmuştu: Kötüleri yakalayıp, iyi insanları koruyacaktık. Şimdiyse küçük oğlum bana polisler kötüdür, diyor. Toplumun, Polis Kurumuna  bu algıyla baktığını sanırım birçok polis müdürümüz bilmektedir. Tanıdığım ve sevdiğim dürüst polis müdürlerinin bu toplumun var olması için ellerini vicdanlarına koyup esas görevlerini en kısa sürede icra etmelerini temenni ediyorum. 
Çocukken dondurmalarını yemek için sıraya girdiğimiz Ferlison (Mustafa) Amca’nın rahmetli olmadan önce hastanede karşılaşıp da elini öptüğümde bana söylediği şu sözleri hala kulaklarımda yankılanıyor: “Çocukken çok yaramazdın, yoldan geçenlere taş atardın, şimdi koca adam oldun, hayırlı evlat ol, hayır duam beraber olsun”  Ferlison Amca’yı sevmeyen çocuk yoktu. Bazen paramız olmasa da bizlere dondurma verirdi. O da insanları seven, vicdan sahibi iyi bir bireydi. Yine çarşıdaki dükkânında kumaş, ayakkabı ve yün yumak, iplik gibi şeyler satan Tonton Enver Amca’nın her yıl durumu iyi olmayan çocuklara ve okullara ayakkabı bağışladığını hatırlıyorum.
Dedemin en yakın ahbaplarından olan rahmetli Hüsnü Çete’nin bizim eve gelip dedemle av muhabbetleri yaptığını hatırlıyorum. Hüsnü Amca teşkilatta görev yapmış, güçlü fiziği olan çocukları çok seven bir insandı. O da toplumu için hep en iyisini yapmaya çalışmıştı. Toplumu için canını vermekten kaçınmayacağını düşündüğüm insanlardan biriydi. Lefke Serdarlığı, Lefke Gazi Lisesi müdürlüğü yapmış olan rahmetli Aziz Fedai hocamı her gördüğümde elini öpmüşümdür, belki çoğu insanımız bilmez diye tarihe not düşmek adına 2002 yılından sonra kendisiyle sohbetim esnasında gençlerin geleceği için Annan Planı’na destek istemiştim. Bana söylediği sözler beni çok etkilemişti. Aziz Hocam, “yıllarca zaten toplumumuz için mücadele ettik, artık sıra sizde, tabi ki yanınızdayım” demişti. Her zaman Lefke halkı tarafından saygı duyulan bir bireydi. Toplumunun yok olmasına asla göz yumacak biri değildi.
 Evimizin bahçesinde kafamı yardığımda, kan durmuyordu ve aşağı sokaktaki Dr. Selçuk (Sömek) Bey’e dedemin kucağında götürülmüştüm, ilk müdahaleyi yaptıktan sonra (tabi ki ücretsiz) beni Pendaya (Yeşilyurt) hastanesine götürmüşlerdi. Rahmetli Selçuk Amca Türkiye’de olduğu dönemlerde Halide Edip Adıvar’ın doktorluğunu yapmış, Atatürkçü bir insandı. Eşi Emine teyze de hep biz çocuklara sevgiyle yaklaşır, okula gidecek ihtiyaçlı çocuklara her zaman maddi destek olurdu. Bu güzel ruhlu insanlar, toplumlarına karşı duyarlıydılar. Ülkenin sorunlarına karşı toplumla birlikte mücadele etmişlerdi. Siyasi görüşleri ne olursa olsun saygı duyulacak insanlardı.
Şimdi, ülkede yaşananlara baktığım zaman kendilerini milliyetçi atfedenler toplumu yok etmek için var güçleriyle çabalamaktadırlar. Bizim kültürümüzde olmayan yaklaşımlarla topluma saldırmaktadırlar. Çocuklukta örnek aldığım bir üst kuşağımızdan birçok insan bugün “Hükümet”e rağmen topluma nasıl bir değer katarım kavgası vermektedir. Üstelik hep özveriyle. Örneğin, bugün Atletizm Federasyon’umuzun Başkanlığını yapan Ersin Doğaç hocamızın Lefke’de elinden geçmeyen sporcu hemen hemen yoktur. Bu, yaşadığı yerden aldığı insani değerle yoğrulan bir ruhun topluma neler kattığının açık bir göstergesidir. O’da ondan öncekiler gibi bu topluma hizmet edip, toplumu yüceltmenin yollarını hep kendi çabasıyla bulmuştur.
Eskiden kahvehanelerde yapılan sohbetlerde insanlarımız toplumun geleceği konusunda belli saygı kuralları çerçevesinde tartışırlar ve birbirilerinden öğrenirlerdi. Dedemin kahvehanesinde konuşulanlara bir mana veremediğim yaşlarda, özellikle yeşil timsahlı fincanı olan Fedai Ferit Amca’nın gerek güzel konuşmasından, gerekse hal ve tavrından çok etkilenip onların yanına otururdum. Ne konuştukları hakkında o döneme ait bir bilgi belleğimde kayıtlı değil. Fakat yaşım ilerleyip Fedai Amca’nın Lefke’nin her sorununda çözüm için katkı koymaya hazır olduğunu gördüğümde, iyi ki o dönemlerde yanlarına oturmuş diyorum. Dedem, Lefke’deki sorunları merkezde dile getiren Lefkoşalı dostları için, çok terbiyeli ve duyarlı insanlar derdi. Şimdi değişen kuşakların harmonisiyle oynamak isteyenler var. Buna yataklık edenler maalesef bizim toplumun kültüründen yoksun kalmış, açgözlü, ikiyüzlü siyasilerdir. Hükümette kalmak uğruna, bir toplumu başkalaştırmak, duyarsız bireylerin yetişmesine zemin hazırlamak için çabalayan, bedenlerinde zerre kadar insani duygu barındırmayan zavallılar topluluğu… 
Genelde merkezi konumundan ötürü Lefke’de en faal kahvehanelerden biri olan Lefke Ağaçlı Kahvehane’sinde zaman zaman siyasi partiler konuşmalar yapardı. Küçükken bende birçoğuna dedemle beraber gider anlamsız gözlerle dinlerdim. O konuşmaları dikkatlice dinleyenler ve eleştirenler hep vardı. Bunlar, özelde bölgesini genelde toplumun çıkarlarını düşünerek müdahil olan duyarlı insanlarımızdı. Yandaki resimler, her yaştan duyarlı insanlarımızın eleştirileriyle katkı koyduğu Lefke Ağaçlı Kahvehane’sindeki bir toplantıdan karelerdir. Bu resimdeki birçok insanımız bugün hayatta değildir. Genç olanlar bölgeleri ve toplumlarının geleceği için halen aynı duyarlılıkla mücadelenin içindedirler. Onlardan görüp öğrendiğim dayanışma, sevgi ve mücadele ruhunu için teşekkürler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder